








|
|||||||
| KİTAP DÜNYASI Yeni çıkan kitaplar hakkında bilgi, Tartışma, Kısa Özetler... |
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
| "Kemalist Devrim?" | ![]() |
|
|
#1 (permalink) |
Moderator
![]() Üyelik tarihi: 28-10-2007
Mesajlar: 3,712
Konular:
Rep Puan: 11070
Konum: Zirve
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() "Kemalist Devrim?" Kitabın yazarı H. Yeşil... Yazar "Önsöz Yerine" başlığı altında yazdığı giriş bölümünde kitabın ortaya çıkış öyküsünü şöyle anlatıyor: "1998, Türkiye Cumhuriyeti açısından özel bir öneme sahipti. Cumhuriyetin kuruluşunun 75. yıldönümü bütün bir yıl boyunca çeşitli etkinliklerle kutlandı. Bütün bir yıl boyunca 'Atatürk'e olan inanç tazelenip, onun ne kadar büyük bir devrimci, ne kadar büyük bir devlet adamı olduğu tekrarlanıp duruldu. Emekçi yığınları da 75. yıl kutlamalarına katabilmek için bütün yıl boyunca kampanya yürütüldü. 75. yıl logosu ve cumhuriyetin erdemleri üzerine yapılan reklamlar bütün medyanın baş köşelerini tuttu. Times dergisinin yaptığı ankette, 'Atatürk', Mustafa Kemal, Mustafa Kemal Atatürk ve Atatürk olarak üç kez yer aldı ve medya onun "yüzyılın devlet adamı" seçilmesi için elinden geleni yaptı. Eğer hakim sınıfların temsilcilerinin çok ciddiye aldığı bu 'seçim'de Atatürk kazansaydı, keyifler tam olacaktı. Fakat olmadı. Her zaman olduğu gibi yine "Türklere" ve "Türklüğe" karşı komplo teorileri ile açıklandı bu. Türkiye Cumhuriyeti'nin 75. yıl kutlamaları, "bir yaşındaki kadar genç!" olduğu ile övünen TC'nin içinde bulunduğu krizin üzerini örtemedi gerçekte. Cumhuriyet, tarihinin en derin krizini yaşıyor. Hakim sınıfların bir bölümü, TC'nin yaşatılabilmesi için mutlaka kimi reformların gerekli olduğunu, "yeni bir cumhuriyet" gerekli olduğunu vb. savunuyor. Bunların "ikinci cumhuriyet" lafına atıfta bulunan, andaki durumun olduğu gibi sürmesinden yana olanlar ise, bunlara "takiyye", "numaralı cumhuriyetçiler" vb. diyerek saldırıyor. Hakim sınıfların tüm siyasi partileri kendilerini "Atatürk cumhuriyetinin" gerçek temsilcisi, gerçek Atatürkçü vb. olarak adlandırıyor. O kadar ki, M. Kemal'in kurucusu olduğu Cumhuriyet'in andaki yöneticilerinin, en başta da ordunun Cumhuriyet açısından en büyük tehlike olarak gördüğü dinci kesimin esas partisinin yöneticileri bile, kendi programlarının M. Kemal'in programı olduğunu; eğer o yaşasaydı kendi partilerine üye olacağını vb. söylüyorlar. Yani hakim sınıfların tüm partileri açısından 'Kemalizm' lafta da olsa esas referans kaynağıdır, hepsi kendilerine göre Kemalisttirler. Hakim sınıf saflarından Kemalizm tabusuna yönelen en ileri "eleştiri", onun kimi reformlarının yüzeysel kaldığı ve artık onun kimi yanlarını, özellikle de 'askeri toplum' düşünce ve pratiğini aşıp 'sivilleşme', 'demokratlaşma' zamanı geldiği noktalarında yoğunlaşmaktadır. M. Kemal'in, TC'nin kurucusu, "Türk ulusunun kurtarıcısı" ve "Ulusal Kurtuluş Savaşı"nın tartışmasız önderi, Türklerin Ata'sı rolü hakim sınıfların tümü açısından tartışılmaz, adeta mutlak gerçeklerdir. Ülkenin her yanı, Atatürk meydanları, Atatürk caddeleri, Atatürk parkları, Atatürk büstleri, heykelleri ile doludur. Her resmi kurumda hemen her odada Atatürk resimleri asılıdır. Sadece resmi kurumlarda değil, bakkal-kasap-manav-berber kısaca her yerde Atatürk gözler sizi! Okullarda "yüce Atatürk"ün yaptığı işler, daha anaokulundan başlayarak kazınır kafalara. Kısacası Türkiye Cumhuriyeti'nde tam bir Atatürk ve Atatürkçülük; Mustafa Kemal ve Kemalizm enflasyonu vardır. Türkiye Cumhuriyeti devleti, resmi bir ideolojiye sahip ve bunu anayasasına yazan bir devlettir. Kemalizm yalnızca hakim sınıfların resmi ideolojisi olmakla kalmıyor, o aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti devletinde radikal dönüşümler gerçekleştirme, bir devrim gerçekleştirme iddiasıyla ortaya çıkan sol akımları da bütün tarih boyunca etkilemiştir ve hâlâ da etkiliyor. Türkiye Solu çok uzun yıllar esas olarak kendini, esasta antiemperyalist olarak değerlendirdiği Kemalizmin, onun biraz solundaki bir tamamlayıcısı ve müttefiki olarak kavradı; pratik siyasette - teorideki kimi doğru eleştirilere rağmen ve Kemalist diktatörlük tarafından adeta devrevi kampanyalarla baskı altında tutulmasına ve ezilmesine rağmen - onun kuyruğu oldu. 1960'lı yıllara gelene dek, Kemalizm Türkiye Sol Hareketi içinde 'tam bağımsızlık ilkesi'nin savunulması, antiemperyalizm, Batıya, dolayısıyla demokrasiye yönelme olarak kavranmıştır. Kemalizme, Kemalist diktatörlüğe saldıranlar daha çok açık şeriatçı kesim olmuş; solcular kendilerini bu "gericiliğe karşı" Kemalist devleti savunma pozisyonunda bulmuşlar; ve 1950'li yıllardan sonra hakim sınıfların siyasi temsilcileri arasındaki nöbet değişikliğini 'Kemalizmden sapma' olarak değerlendirmişlerdir. 60'lı yıllarda "Sol"dan Kemalizme yönelen kimi eleştiriler ise, Kemalizmin elitist tepeden inmeciliğine, "batıcılığına" karşı sivil toplumu, halkı savunma adına "Osmanlıcı"lığı savunma noktasında konaklamıştır. (Kemal Tahir, İdris Küçükömer örneklerinde olduğu gibi). Bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de devrimci bir atılımın yaşandığı, sosyalizmin açıkça tartışıldığı, birçok devrimci grubun sosyalizm adına faaliyet yürüttüğü 1960'lı yılların sonlarında Türkiye Solu içinde egemen olan düşünce, Kemalizm ile sosyalizm arasında kesinlikle bir zıtlık olmadığını savunan düşünceydi. Devrimci hareket içinde bu egemen düşünceye karşı 70'li yıllarda ilk köklü eleştiri İbrahim Kaypakkaya'nın 1972'de yazdığı "Kemalizm" yazısında getirildi. O, devrimci sol içinde, Kemalizmin sosyalizmle bağdaştırılamayacağını, Kemalizmin Türkiye şartlarındaki faşizmin adı olduğunu, sosyalizm mücadelesinde devrimci solun önündeki en büyük ideolojik ve pratik engelin Kemalizm ve Kemalist diktatörlük olduğunu ortaya koydu. İbrahim Kaypakkaya 1972'deki bu tavrı ile, Türkiye'de komünizmin Kemalizmin yedeği olmaktan çıkmasının, yeniden ayakları üzerinde dikilmesinin yolunu açtı. Bugün de Kemalizm konusunda Türkiye Solunda, Kemalizmin egemen konumu sürmektedir. Fakat bu egemenlik İbrahim Kaypakkaya öncesindeki duruma göre oldukça zayıflamıştır. Devrimci sol kesim içinde Kemalizmin antiemperyalistliğinin oldukça güdük olduğu, en azından laf düzeyinde kabul edilir hale gelmiştir. Yine de Kemalizm bugün de Türkiye toplumunun en önemli ideolojik-siyasi görüngüsü olarak solun tartışma gündeminin başlarında durma özelliğini koruyor. Ben bu kitapta bu tartışmaya katkıda bulunmaya çalışacağım. Benim bu kitapta ortaya koyacağım görüşler, Türkiye Komünist Hareketi içinde kendini Mustafa Suphi TKP'sinin ve İbrahim Kaypakkaya'nın sürdürücüsü olarak kavrayan Bolşevik akımın kendi içinde ve oportünistlere karşı yürüttüğü tartışmalar ve ideolojik mücadele sürecinde ortaya çıktı, olgunlaştı." (agk, sayfa 9-13) Kemalizmin bu kadar güncel olduğu, iktidar dalaşında Kemalizmin şu ya da bu şekilde merkezde durduğu, sağcısından solcusuna bir dizi kişi veya siyasal oluşumun Kemalizm ve Kemalist hareket hakkında bir dizi yanlış yaklaşımlara sahip olduğu, Kemalist geçinen herkesin Kemalizminin kendine "özgü" yanlar taşıdığı, başka bir deyişle herkesin ayrı bir Kemalizminin olduğu, toplumsal gelişmenin engellerinden en önemlisinin Kemalist diktatörlük olduğu... Türkiye'de Kemalizmin komünist bir bakış açısıyla değerlendirilmesi, büyük bir önem taşımaktadır. Türkiye "sol" hareketinin Kemalizme yaklaşımının çoğunlukla onu doğru bir temelde değerlendiremediği, onun kuyruğuna takıldığı, sol içinde Kemalizmin etkisinin oldukça fazla hissedildiği vs. koşullarda H. Yeşil, komünist bakış açısıyla köklü bir Kemalizm değerlendirmesi yapmış. H. Yeşil Kemalizmle ilgili yaptığı bu araştırmada, birçok alıntı ve eklerle sorunların daha iyi kavranması, yer yer görüşlerinin doğruluğu veya yanlışlığının belgelere dayanarak denetleyebilme imkanını okuyucuya sunuyor. Yine kitapta konuyla ilgili Türkçe'ye ilk kez kazandırılan kimi yazılar da kitaba eklenmiş. Kitabın bölümlenmesi ise şöyle: Bu ilk kitap üç bölümden oluşmaktadır. "Kemalizm değerlendirmesinde teorik çıkış noktaları" birinci bölümün konusu. Bu bölümde Marksist-Leninist teorinin ulusal sorun, ulusal kurtuluş savaşları, sömürge ve yarısömürge ülkelerde devrim sorunlarına yaklaşımları ve çözümlemeleri ortaya konulmuş. İkinci bölümün konusu ise "Kemalizmin ortaya çıkıp şekillendiği ortam" başlığını taşıyor. Bölümde Kemalist hareketin ortaya çıktığı geri plan inceleniyor; Osmanlı devlet yapısının temel özellikleri ile imparatorluğun 19. yüzyıldaki sosyal, siyasal ve ekonomik durumu ortaya konulmakta, 1920'lere kadar olan tarihsel kesitin bir özeti sunulmaktadır. Birinci kitabın üçüncü ve son bölümünde Kurtuluş Savaşı dönemi ve Cumhuriyetin kuruluşuna kadar olan süreç irdelenmektedir. "Türk Kurtuluş Savaşı" adlı bu üçüncü bölümün sonunda Türk Kurtuluş Savaşı ve Kemalist devrim hakkında bir genel değerlendirme yapılmaktadır. Kitaba konulan ekler, konularına göre her bölümün sonunda yeralmaktadır. Yazarın verdiği bilgiye göre ikinci kitapta bu üç bölümün devamı olan ve "İktidarda Kemalizm"i inceleyeceği dördüncü bölüm yayınlanacak. Kemalizm tartışmasının bugün de şu ya da bu şekilde sürdüğü koşullarda geniş bir araştırmaya dayanan, belgelerle güçlendirilen bu kitabı okumanızı salık veririz. Komünist bir bakış açısı ile yapılan bu Kemalizm değerlendirmesini okuduğunuzda "sol" adına savunulan bir dizi yanlış görüşü çok daha iyi tanıma ve bugüne kadar Kemalizm, Kemalist hareket ve Türk Kurtuluş Savaşı konularında yürüyen tartışmalara daha bir netlikle bakabilme olanağına sahip olacaksınız. |
|
|
| Konu Faktöriyel tarafından (07-07-2008 Saat 08:16 PM ) değiştirilmiştir.. Sebep: düzenleme | |


